Yerleşmek İstemek
Son altı ay içinde aynı şehre iki kez taşındık. Taşınmak ve bir şeyleri geride bırakmak benim için hiçbir zaman yabancı bir deneyim olmadı.
Trabzon’da doğdum. Lisenin ikinci yılına kadar Trabzon’un bir ilçesinde yaşadık; babamın işi nedeniyle oradaydık. Küçük bir ilçede “oralı” olmamak, yazları orada geçirmemek yerleşik olmadığınızı hissettirir.
Ortaokul yıllarında babam bölge müdürlüğündeki görevine terfi edince merkeze gidip gelmeye başladı. “Merkeze mi taşınsak? Çocukların düzeni ne olur? Burada mı kalalım, gidelim mi?” gibi sorular gündeme geldi. Bu ihtimal hiç gerçekleşmedi ama bende hep “Her an gidebiliriz” duygusu kaldı.
Trabzon Sosyal Bilimler Lisesi’ni kazandım. Bu kez babamın emekli oluşuyla ablalarımın üniversite okuduğu şehre taşınma fikri ortaya çıktı. Ve bu sefer lisenin ikinci yılına geçtiğimde Samsun’a taşındık. Liseyi Samsun’da tamamladım. Ama lise yıllarımın geçtiği o şehre bir daha ne zaman yolum düşer bilmiyorum. Anne ve babam çocukları farklı şehirlere dağıldıktan sonra kendi memleketlerine taşındılar. Böylece ziyaret edilecek ev de yer değiştirmiş oldu.
Üniversite için İstanbul’a, Koç Üniversitesi’ne gittim. Altı yılım yurtta geçti. Koç’ta her yıl oda değiştirirsiniz. Depoya yalnızca bir koli bırakma hakkınız vardır. Geri kalan her şey ya yanınızda taşınır ya da geride kalır. En az altı kez toparlanıp yeniden yerleştim. Yaz okuluna kaldığınızda bu sayı daha da artar: yaz için başka bir odaya taşınır, dönem başlayınca yeniden yerleşirsiniz.
Mezun olduktan sonra İstanbulda farklı bir semtte eve çıktım. Orada da yalnızca bir yıl kaldım ve sonra Amerika’ya taşındım.
Ben Amerika’ya gitmeye hazırlanırken eşim San Diego’daydı. Geçici bir durum için üç aylığına gitmişti; ekip bir arada olsun, işler hızlansın diye. Dört ayın sonunda New York’a döndük. New York bizim için çok özel bir şehir. Orada da ofis olduğu için hayatımıza New York’da devam etmek istedik. Belki bu kez kalıcı oluruz diye düşündük. Ama işler planladığımız gibi gitmedi ve New York’a taşınmamızın üzerinden üç ay geçmeden yeniden San Diego’ya döndük.
Yani aslında hayatımda mekânlar hiçbir zaman üst üste binmedi; hep birbirinin yerini aldı.
Herhangi bir yere tam olarak yerleşmemiş olmak çoğu zaman olumsuz bir durumu çağrıştırıyor. Kök salamadığın, bir yere ait olamadığını düşündürüyor. Benim içinse geriye dönüp baktığımda beni özgürleştirdiğini ve daha cesur kararlar almamı sağladığını görüyorum. Taşınmak, bana hafif olmayı öğretti. Eşyaya, mekana, alışkanlıklara fazla tutunup onların içine hapsolmamayı öğrendim. Özellikle üniversite yıllarında bu hareketlilik benim için heyecan vericiydi.
Ama son zamanlarda, sevdiklerimden binlerce kilometre uzakta ve 11 saatlik bir zaman farkıyla yaşarken aynı sofraya tekrar tekrar oturabilmek, “Bu akşam buluşalım mı?” diyebilmek isteğim daha da güçleniyor. Galiba büyümenin de getirdiği bir eşik bu. Ve aslında kalmak da gitmek kadar cesaret istiyor.